Kabul

Bir yazıya nasıl başlanır diye düşünüyordum şu sıralar. Herhalde en kısa ve basit çözüm bir yazıya nasıl başlayacağımı düşündüğümü yazarak başlamak olacak. Kimseyi kandırmaya çalıştığım yok; iyi bir yazar-çizer değilim. Ama sıkıntılarım var. Tabi bu bir yazı yazmak istememin ana nedeni değil. Aslına bakarsanız bir yazı yazmak isteme nedenimi ben de bilmiyorum. Düşüncelerimin duyulmasını ya da yazdıklarımın beğenilmesini istiyor olabilirim. Genelde nedenimiz budur çünkü. Ne kadar samimi bulursunuz bilmem ama benim nedenim ikisi de değil. Tekrar ediyorum: nedenimi bilmiyorum. 

Evet yazıya başladığıma göre size yalan söylediğimi itiraf edebilirim. Bir yazıya nasıl başlanacağı hakkında düşünmüyordum. Yaklaşık beş dakika önce düşüncelerimi yazabilmek için yeni kalemi elime alınca bu konularda ne kadar beceriksiz olduğumu hissettim ve düşündüklerim birden uçuverdi. Halbuki uyandığımdan beri kendimle savaşıyordum. Sonra bir anda o yoğunluğu kaybettim. İşte üzerine düşündüğüm asıl mesele de tam olarak o yoğunluğu kaybedişim, kaybedişimizdi.

Aramızda bazı insanlar her gün biz ‘’farkında insanlar’’ ın konuştuğu, eleştirdiği ve dert yandığı erdemli sorunların farkında değiller. Bu tür derin meselelere kafa patlatmayacak kadar hayat dolu gözüküyorlar. Her sabah okullarına, işlerine varır varmaz şakalaşmaya, günaydınlaşmaya, nasılsınlaşmaya?, nasılgidiyorlaşmaya?, nasılgeçtileşmeye?, neolsunhepaynılaşmaya? başlıyorlar ve bunun ardı arkası kesilmiyor. Onlarca insana tek tek günaydın diyebilen insan benim gözümde hayattan en çok zevk alan insandır. Ben gözlerimi zor açıyorken, güne yeni başlayan bir insanın bu kadar çok şaka-hem de kötü şaka- yapabilmesini ben akıl almaz yaşam enerjisine bağlıyorum. Ancak hiçbir zaman farkına varamazlar. Zamanı hoyrat kullanmak konusunda onların üstüne yoktur.

Bir de biz varız; biz diyorum kendime cahil deme hadsizliğini asla yapamam. Çünkü değilim. Çünkü farkındayım. Bu hayatta elde edilebilecek en büyük huzursuzluğa sahibim. Eğer zaman zaman bildiklerinizden siz de rahatsızsanız, evet siz de bu illete sahipsiniz. Farkındayız. Hayatı olabildiğince erdemli yaşamaya çalışıyoruz. Kimilerimiz bu farkındalığı sosyal ilişkilerdeki çıkarlarını gözeterek kazanmaya çalışıyor da olsa, kimimiz bu farkındalığı yüzeysel bir şekilde ortaya dökse de farkındayız. Her ay bir etkinlik düzenleriz, ünlü akademisyenleri oradan oraya taşırız, konuştururuz, evimize gelip kitaplarımızı okuruz, okuduğumuz kitaplar hakkında uzun uzun entelektüel sohbetler yapıp birbirimize caka da satarız. Yetmez; birbirimizle yarışırız bilgilerimizle. Ancak bir an gelir. Hepimiz erdemliliğimizi cebimize koyarız. Gülmeye başlarız. Laçka olmaya, şakalar yapmaya, anılar anlatıp aynı şakalara onlarca kez gülmeye başlarız. Karşı  cins muhabbetleri yapmaya, dedikodu yapmaya, kötü şakalar yapmaya, nasılsınlaşmaya başlarız. Kabul edin. Biz ikiyüzlüyüz. Erdemliliğimizi cebimizde gezdirip gerektiği anlarda dışarıya çıkartan ikiyüzlü, aşağılık insanlarız biz. Sorunları yaşamak yerine; sorunları konuşup, büzüştürüp yere atan insanlarız biz. Biz ikiyüzlüyüz ve tıpkı eleştirdiklerimiz gibi çıkarcıyız.

Keşke farkında olmasaydım. Ne o önemli toplumsal sorunların ne de farkında olanların keşke farkında olmasaydım. En azından hiçbir şey bilmediğim için mutlu olurdum, tüm bu pislik yuvasından aklen uzak olurdum.

Yorumlar

Elalem Bunu Sevmiş

Hoşaf

Ölmek

Hepimiz Bir Beniz