Bir Sabah
Soğuk bir İstanbul sabahıydı. Sokağa çıktığında derme çatma evlerde yakılan kömürün kokusunu içine çekiyor, çok uzaklardan gelen vapurların, transit gemilerin yerli yersiz çaldıkları kornaların sesini işitiyor, karınca yuvasından dağılır gibi apartman kapılarından bir bir çıkan insanların arasına karışmamak için direneceği bir gün olacağını yine hissediyordu. Arkasından yürüyen üç beş yaşlarındaki çocuğunun elini biraz belini bükerek tutmayı başarmış; esmer, yabancı bir lisan konuşan, orta yaşlı, gözlerinin altı hafifçe kararmış, saçları erkeksi kısalığa yakın uzunlukta, ancak iyi giyinimli ve kendine oldukça güvenerek adımlarını atan bir kadın olduğunu fark etti. Arkasından herhangi bir kimsenin yürümesinden rahatsız olduğu için adımlarını yavaşlatarak kadın ve ufak çocuğun onun önüne geçmesini sağladı. Ufak çocuk annesine sürekli sorular soruyor, annesi de sabırla cevap vermeye çalışıyordu. Genç adam konuştuklarını anlamak istiyordu. Aslında her sabah indiği bu bayırda karşılaştığı insanların aralarında konuştuklarından konu ne olursa olsun rahatsızlık duyar, hatta günün bu erken saatinde sahip oldukları coşkuya hayretle bakar, hayreti kısa zamanda da tiksintiye dönüşürdü. Ancak bu sefer farklı hissediyordu. Her sabah duyduğu kelimeleri duymuyorken iki insanın; bir annenin ve ufak bir çocuğun birbirleriyle anlaşabiliyor olması ilgisini çekmişti. Sadece aynı ses tonlarını, aynı kelimeleri, aynı anlamsız tartışmaları, sevgi sözcüklerini, yılışmaları, çekiştirmeleri, dedikoduları ve daha nice zaman kayıplarını duymamak için, ömrünün sonuna kadar anlayamadan bu iki insanı dinleyebilirdi. Çocuğun ellerini dikkatlice süzdü. Annesinin uzun, ince, narin ancak hafif kırışmış parmakları ve yıpranmış avuç içinde kısmen yok oluyordu elleri. Ufaklığın parmak uçları annesinin baş parmağı ile işaret parmağı arasındaki geniş kıvrımın içinde üst üste binmiş, güven içinde kıpırdamadan uzanıyordu. Çocuğa imrenerek baktı. Sırf o kusursuz güveni hissedebilmek için onun yerinde olmak istedi. Annesine sorduğu soruları hayal etti. 'Keşke, ben de...' dedi mırıldanarak.
Yorumlar
Yorum Gönder