Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Sabah

Soğuk bir İstanbul sabahıydı. Sokağa çıktığında derme çatma evlerde yakılan kömürün kokusunu içine çekiyor, çok uzaklardan gelen vapurların, transit gemilerin yerli yersiz çaldıkları kornaların sesini işitiyor, karınca yuvasından dağılır gibi apartman kapılarından bir bir çıkan insanların arasına karışmamak için direneceği bir gün olacağını yine hissediyordu. Arkasından yürüyen üç beş yaşlarındaki çocuğunun elini biraz belini bükerek tutmayı başarmış; esmer, yabancı bir lisan konuşan, orta yaşlı, gözlerinin altı hafifçe kararmış, saçları erkeksi kısalığa yakın uzunlukta, ancak iyi giyinimli ve kendine oldukça güvenerek adımlarını atan bir kadın olduğunu fark etti. Arkasından herhangi bir kimsenin yürümesinden rahatsız olduğu için adımlarını yavaşlatarak kadın ve ufak çocuğun onun önüne geçmesini sağladı. Ufak çocuk annesine sürekli sorular soruyor, annesi de sabırla cevap vermeye çalışıyordu. Genç adam konuştuklarını anlamak istiyordu. Aslında her sabah indiği bu bayırda karşılaştı...

Deli

"Fakat beklemek lazım... Uzun zaman!" - İçimizdeki Şeytan Bitenle başladım. Özür dilerim sahtece. Sahte ve huzursuz olmadığım tek anı elimden aldın. Artık ya sahteyim ya da sahte olmamama rağmen huzursuzum. Nefret ediyorum. Yorgunum. Pilim bitmek üzere. Ama sen yine de bu saçmalıkların hepsinin üstünü ört. Ve sahte ol. Kurtuluşun yok. Pislik düzenin -mutlu olma maskesini üstüne giymek için- kölesisin. Bir hiçsin. Yazık. "Kabul"de olduğu gibi farkında olduğum için ben de nefret ediyorum. Susuyorum ama kusuyorum. Elimde değil. Zorundayım. Az da olsa bir inancım varsa yaşamak için kusmam gerek. Bu da sana Allah'ım. Neden, bilmeme izin ver ya da en azından yapabilme cesaretini ver. Gücüm yok, kurtuluşum sensin, biliyorum. Ama yaşamama izin veren de, bununla mücadele etme gücünü veren de sensin, tek isteğim o gücü sağlayan. Hikayem başlamadan bitmek üzere. Affet. Başka bir zaman, o da gelecek. Teşekkür ederim huzursuzca.

Kabul

Bir yazıya nasıl başlanır diye düşünüyordum şu sıralar. Herhalde en kısa ve basit çözüm bir yazıya nasıl başlayacağımı düşündüğümü yazarak başlamak olacak. Kimseyi kandırmaya çalıştığım yok; iyi bir yazar-çizer değilim. Ama sıkıntılarım var. Tabi bu bir yazı yazmak istememin ana nedeni değil. Aslına bakarsanız bir yazı yazmak isteme nedenimi ben de bilmiyorum. Düşüncelerimin duyulmasını ya da yazdıklarımın beğenilmesini istiyor olabilirim. Genelde nedenimiz budur çünkü. Ne kadar samimi bulursunuz bilmem ama benim nedenim ikisi de değil. Tekrar ediyorum: nedenimi bilmiyorum.  Evet yazıya başladığıma göre size yalan söylediğimi itiraf edebilirim. Bir yazıya nasıl başlanacağı hakkında düşünmüyordum. Yaklaşık beş dakika önce düşüncelerimi yazabilmek için yeni kalemi elime alınca bu konularda ne kadar beceriksiz olduğumu hissettim ve düşündüklerim birden uçuverdi. Halbuki uyandığımdan beri kendimle savaşıyordum. Sonra bir anda o yoğunluğu kaybettim. İşte üzerine düşündüğüm asıl mesel...

Avize

  Küçükken dedemin evinde küçük çocuklarca sıçrama testi olarak görülen, babaannemin aşırı değer yüklediği deltoide benzeyen garip cam yığınından oluşmuş bir avize vardı. Eve giren holün ortasında asılıydı ve evin küçük odalarına ya da ayakyoluna gitmek isteyen insanların güzergahında bulunurdu. Bu kargaşa kimi misafirlerin dikkatini çekse de, ev halkı genelde elini sürtüp geçer, boyu uzunca olanlar da kafasını eğmekle yetinirdi.   Bazı hatıraları ayakta tutan objeler, sesler, kokular vardır. Amcamın bir okey takımı vardı, ufakken heves edip anlamlı anlamsız hep onlarla oynama gayreti içinde bulunurdum. O okey taşlarının içine konulduğu derimsi garip bir kumaş vardı. O kumaşın kokusu bana ara ara bazı yeni alınmış mobilyavari eşyalardan, ya da nealırsanbirliracılarda -şimdilerin üç buçuğu- satılan kıytırık deri bilekliklerden, tokalardan veya onlara benzeyen her an kaybolması muhtemel küçük aksesuarlardan geliyor. O kokuyu her aldığımda, o küçük çocuğun tatlı hevesi ve ...

Hoşaf

HOŞAF Sen insansın hoşaftan anlarsın Biz de anlarız Ama sen üstün insansın yerin şurda Bu hoşaf yalnız senin sofranda Topluma su koyuvermek hoşafın işi Senin o taraklarda bezin yok Toplumla sağduyuyla işin yok Tarihle mantıkla cebirle Yok işin Bu gidiş yalnız senin gidişin Bu duruş benim değil senin duruşun Bu yaşayış senin babanın yaşayışı Düşün bir neydin ne oldun Soyluyum dedin bizi yenlerimize baktırdın Çalışın dedin bütün gün çalışmıştık Yürüyün dedin yürümek değildi de neydi bu Yüzüne baktık aldanmışız Sen kiiiiim Hoşaftan anlamak kim Edip Cansever 13 yıllık kardeşimle yeni bir yola girdik, herkese merhaba. Başlangıç Edip Cansever'le oldu güzel oldu. Hoşaftan anlarız.