Yaşamak
“Bana bilmediğim bir
şeylerden bahset.”
Kafasını kaldırdı, yüzüne
baktı ilk, konuşmaya başlar gibi oldu, kelimeler ağzına dayanmıştı, kelimeler
dışarı çıkmadan geri gönderdi onları. Ne de olsa sahibiydi onların, kendine ait
bir şeyleri vardı, onları paylaşmak istemiyordu kimseyle. Bu dünyada sahip
olduğu tek şey kelimeleriydi. Oturduğu koltuğun yanında sehpanın üstünde
bulunan bir bardak suyu eline alıp yarısına kadar içti, tekrar geriye yerine
koydu. Tekrardan konuşmaya yeltendi, bu sefer o çok önem verdiği sözcükleri
ağzından çıkacak gibiydi. Bir anda durdu, gülümser gibi oldu. Yeniden vazgeçmiş
gibiydi. Ayağa kalktı. Oturduğu koltuğun tam karşısındaki duvara dayalı
kitaplığa doğru yürümeye başladı. En üst rafta bulunan ansiklopedileri es
geçti, bir alt rafa baktı, aradığını bulamamış gibiydi. Bakmaya devam etti.
Aramaktan vazgeçip kitaplığın yanında bulunan masanın önüne geldi. Ve masanın
önündeki sandalyeye oturdu bu kez. Bu sırada soruyu soran arkadaşı gözlerini
bir an kırpmadan onu izliyordu, sabırsızlığı artmıştı. Sandalyeye oturduktan
sonra düşünmeye başlamıştı. Gözleri masanın üstünde bulunan saate takılmıştı.
Saatin dörde yaklaştığını görünce daha da takılı kaldı o saatte. Düşüncelerinde
bugün yaşadıkları vardı. Anlatmak istiyorum, en çok sana anlatmak istiyorum,
ağzımda bir düğüm var çözemiyorum onu, ulaşamıyorum, ulaşamadıkça kaçıyorum,
gözlerinin içine her baktığımda o düğüm daha da sıklaşıyor. Gözü saatin yanında
bulunan masa lambasına kaydı. Desenini incelemeye başladı. Düşüncelerine, “gelecek”
kapıyı vurarak girdi. Çekiniyorum elimi uzatmaya, biliyorum uzattığım an
elimden tutup ele geçirecek beni mutsuzluk. Ne diye bu kadar ahmak olur insan? Nedendir
bu çaresizliği? Gözleri bu kez masanın bir ucunda yapayalnız kalmış küçük,
çaresiz oyuncak köpeğe gitti. Sıra onunla baş başa kalmaktaydı. Köpeğin
bakışlarını, duruşunu, masum halini incelemeye başladı. Dalmıştı yine. Sen de benim gibisin, korkuyorsun. Uzun süren suskunluktan sonra yüzünü bi anda arkadaşına çevirdi. Arkadaşı ise onun bu uzun soluklu suskunluklarına alışıktı, her ne kadar sabrını zorlasa da beklemişti onu. Ve ağzından kelimeler döküldü:
“Zamanını, aydınlığını ve
karanlığını çaldım. Git.”
Yorumlar
Yorum Gönder