Şehir Uğultuları
Aktaracak bir hikayem, tasarladığım bir cümlem yok. Bir şeyler yazma ihtiyacı duyduğum bir andayım ve yazmaya başladım.
Hayatımın önemli bir parçasının şehir uğultuları olduğunu fark ettim. Bu akustik, hayatımdan çekiliverdi birkaç gündür. İlginç bir yerde yaşıyorum. Sakin, sessiz bir yer. Normal şartlarda bu sakinlik benim tercih edeceğim bir şeyken, bunu görsel olarak hiçbir şeyin desteklemiyor olması, sakinliği son derece sinir bozucu yapıyor. Yumruk boyunda kablolar, molozlar, çarpık çatılar, inanılmaz kokular içerisindeyim ve bir tek korna sesi gelmemesi, beni tüm bu çirkinliğin içinde kaybolmuş hissettiriyor.
Yapay sesler yaratmaya çalışıyorum ama arkasında kendi ritminde, o kaosun yarattığı nefis ahenkle gelen uğultu olmayınca, tüm bu eklenti sesler yavan kalıyor.
İlginçtir, bulunduğum yerden biraz aşağı yürürsem ülkenin en korkunç gettolarına, biraz yukarı yürürsem en elitist kitlesine ulaşıyorum. Bu ülkede düşünsel olarak bulunduğum yer, yaşadığım yere de yansıdı. Aradayım, aşağısı çok korkunç, yukarısı bayır, beni yoruyor; hele yukarıdakiler.
Burada soslu döner yapan bir yer var, birkaç gündür oradan yemek yiyorum.
Bir arkadaşım var onun evine gittim geçenlerde.
Bir cam var evde son köprünün ışıklarını görebiliyorum.
Kahve yok.
Bolca yağmur var şu sıralar, kokular gittikçe yerleşik oldu.
Çok fazla mukavva var. Çok fazla ortaklık.
Birey olmak yok, bu şehir bunu yasaklamıştı çoktan.
Aşamayacağım bir pencerem var, bir güvercin yuvam var.
Güvercini de vardı, ben gelince terk etti burayı.
İşte böyle düşünceler ve ben ''büyük bir savaşa'' giriyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder