Kapıdaki Kurt

Yemyeşil, puslu bir vadinin ortasında, gri tüyleri, soğuk mavi gözleriyle, sisin içinde dumanları yara yara hedefine doğru yürüyen bir kurt. Bir gece yarısı... Ağzını açıp, sapsarı dişlerini bulutları parça parça aydınlatan aya doğru istemsizce uzatıyor. Ardından, hiç vakit kaybetmeksizin yoluna devam ediyor. Yolun sonunda, etrafı koca surlarla çevrilmiş daracık bir baraka onu karşılıyor.

Öyle ki kurt, barakayı bir keresinde, surların kurulduğu dağın yamacındaki bir tepeden uzun uzun izlemişti. Körpe bir köpek, barakanın önünde uzanmış yatıyordu. Barakanın içinden kirli kumral saçları, kırış kırış yüzü ve koca elmacık kemiklerinin üzerinde bir nokta gibi görünen gözleriyle yaşlı bir kadın çıkmıştı. Ağır adımlarla samanlık bir alana doğru yönelmiş, körpe köpek de sanki sahibiyle birlikte çökmüş gibi sürüne sürüne onu takip etmişti. Kadın, boynuna altından bir demir bağlı ineği, samanlık alanın arkasından koca halatıyla sürükledi. İneği bir köşeye çekti, ve öte taraftaki çürümüş taburesini alıp, ineğin yanına oturdu. İneği sağdı, köpeğin önüne paslanmış tası koydu. Köpek sütü içmeye başladı, sahibi yavaş yavaş uzaklaştı. Barakanın içine girdi tekrar. Sahibi gidince, köpek sütün önünden suratını büzüştürerek ayrıldı. Samanlığa sırtını yaslayarak, kendini yatıştırmaya çalıştı.

İşte o köpeği gördükten sonra, onu oradan kurtarmaya karar verdi gri kurt. Surları bir şekilde aşıp, yaşlı kadını paramparça etmeye karar verdi. Ama bir planı yoktu, yalnızca surların önüne kadar gidip, ulumaya karar verdi. Köpeği o korkunç, aynı zamanda ürkek sesiyle ayağa kaldırabileceğine inanıyordu.

Yavaş yavaş surlara yaklaştı. Bu surlar uzaktan çok daha ufak görünüyordu, yaklaştıkça, kapı kendiliğinden açılmadıkça, aşılması çok zor engeller gibi gözüktü kurda. Kurt, bunu hissedince, geriye dönüp baktı. Vadinin ortasına bulutlar iyice çökmüştü. Artık en ufak bir ay ışığı yansımıyordu. Sanki bir yokluk gibiydi yürüdüğü o çayırlar. Tamamen karanlıktı, yalnızca uçuşan sisleri seçebiliyordu gözleri, kurt olmasına rağmen. Geri dönüşü yoktu, surların dibine kadar geldi. İşte o anda, vadinin ortasındaki ulu kurt, cılız, sıska bir hayvana dönüştü. Bir adım daha atamayan zavallı bir et parçası, bir leş. Böyle hissetti kendini.

Surun kapısına, sakince bir patik attı. Bir kurda yakışır cinsten bir hareket değildi. Aciz bir böcek bile kapının altından içeri sızabilirdi.
Ama işe yaradı, yaşlı kadının köpeği bu sesi duydu. Yavaş yavaş kapıya sokuldu. ''Kim var orada?'' diye korka korka sordu. Kurt cevap verdi;

-Seni buradan kurtarmaya geldim.

Köpek arkasını döndü, barakada herhangi bir hareketlenme yoktu. Heyecanlandı, ama barakaya bir daha baktı. Sonra cevap verdi.

-Sen de kimsin?
-Önemi yok, aç kapıyı.

Köpeğin kalbi gümbür gümbür atmaya başladı. Bir daha arkasını döndü. sahibinden ses seda yoktu. Kapıyı açmaya karar verdi.

Kapı açıldı. Üzerinden inanılmaz bir toz bulutu kurdun üstüne yağdı. Kurdun hayal ettiği kurtuluş bu kadar pis değildi. İçerisi göründü, bu sırada yaşlı kadın, barakasından fırladı. Köpek arkasını döndü ve hemen sahibine doğru koştu. Yaşlı kadın, yerden bir sopa buldu ve köpeğinin kafasına sertçe vurdu. Köpek usul usul bağırdı, yere çöktü. Kurt yerinden fırladı. Yaşlı kadının boynundan büyük bir parça kopardı. Pençeleriyle gözlerini oydu, kadını paramparça etti. Bütün salyalarını saçlarına buladı, vücudunu kan içinde bıraktı. Köpek yerinde usul usul duruyordu.

Kurt köpeğe doğru baktı. Köpek hiç hareket etmiyor, gözleri kapalı yerde uzanıyordu. Kurt, surların dışına doğru yöneldi. Kapının dışına çıktı, arkasını döndü, köpek hala orada yatıyordu. Kurt önemsemedi, köpek halinden belki de memnundu. Başka yapacak bir şeyi kalmamıştı. Aslında, o köpek de en az sahibi kadar ölmeyi hak ediyordu. Ama bu ölümü, kendisinin gerçekleştirmesi gerektiğine karar verdi. Pas kokulu sütüyle onu baş başa bıraktı.

Yorumlar

Elalem Bunu Sevmiş

Hoşaf

Ölmek

Hepimiz Bir Beniz