Dönmek

Yeni bir güne daha tek başına uyandı Yusuf. Açık kalan televizyonu kapattı, elini yüzünü yıkayıp iyice ayıldıktan sonra çay suyu koydu. Her sabah olduğu gibi Release şarkısını açıp düşüncelere daldı. Babası öldükten sonra hep böyle dalıyordu. Ne düşündüğünü kimse bilmiyordu, zaten yanına yaklaşan kalmamıştı. Uzun süredir yalnız yaşayan bu yalnız adam, iki senedir ne arkadaşlarını ne de ailesini görmediği gibi sevdiği kadından da uzaktı. Kısaca ölmeyi bekliyordu.

“Dışarı çıktı. İki sene öncesinden geri kalan tek varlık olan, Karaköy’de bulunan kafesine (3-4 ayda bir gider, o günün servisini tek başına yapar) gidiyordu. İki çalışan vardı kafede. Yusuf’un bu aralar geleceğini tahmin etseler bile bugünü beklemiyorlardı. Kapıda Yusuf’u görünce çok sevindiler.

-Beyler, bugün tatil size.

Tabii ki de çalışanlar Yusuf’u çok severdi, iyi bir patron olmuştu bugüne kadar. Ama Yusuf’un gelmesine sevinme nedenleri daha çok o günün onlar için tatili ifade etmesiydi. Hazırlanıp çıktılar. Uzun süre tek başına durdu kafenin içinde Yusuf. Kafenin görünmeyen kısmında bir odası vardır Yusuf’un. Bu odada notlar, anılar, fotoğraflar ve geçmişiyle alakalı her şeyi saklardı. Uzun süre kimsenin gelmemesi onu o odaya itmişti. Sakladığı yerden çıkardı geçmişiyle alakalı her şeyi. Okumaya başladı:

“Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı. Bu hafta okulda yerli malı haftasını kutladık. Yedim de yedim. Harika bir haftaydı. – 20 Aralık 1997”

“En son bisikletten düştüğümde ayağımı yarmıştım. O günden bugüne çevreme en iyi şekilde havamı bisiklet ile atıyordum. Ta ki bisikletten düşüp kolumu kırana dek, herkese rezil oldum. – 15 Mayıs 1999”

“Yazdığım satırlarla konuşurum ben, özlerim onları. Birkaç gün boş bıraktım buraları. Babamla balığa çıktık. – 18 Mart 2005”

Okudukça hem gülüyor hem ağlıyordu Yusuf. Babasıyla balığa çıktığında birlikte çekildikleri fotoğrafı gördükten sonra iyice kendini kaybetti. O sırada kafenin kapısı açıldı. Yusuf da sesi duyunca kendine çeki düzen verip kafenin normal bölümüne doğru yol aldı. İçeri girdi Yusuf ve donakaldı. Karşısında babası vardı. Kollarında kaybettiği babası sapasağlam ayakta ona bakıyordu:

-Sevgi’ye git.

                                                                    ---

Yusuf kendine geldiğinde babası ortalıkta yoktu. Hala elinde fotoğraf vardı ama kafenin normal bölümünde açmıştı gözlerini. Ne yaşamıştı, neden babası ona böyle bir şey söylemişti? Bir an olsun soluk almak için dışarıya çıktı, yağmur başlamıştı. Kafenin dışarısında bulunan masalardan birine oturdu, sigara yaktı. 5 dakika kadar geçmemişti ki sonunda günün ilk müşterisi geldi; bir çift, 50 yaşlarındaydı ikisi de. İçeriye geçtiler. Çift masaya yerleştikten sonra, Yusuf menüleri müşterilere uzattı. Çiftin yaşlı adamı menüye baktı, baktı, sonra Yusuf’a döndü ve birden:

-Sevgi’ye git.

Yusuf artık yaşadıklarının gerçek mi hayal mi olduğunu kavrayamamaya başlamıştı. Evet, yine kimse yoktu. Yusuf bu sefer dayanamayıp içerden yağmurluk ve şemsiyeyi aldı, kafeyi kapatıp çıktı. Hızlı adımlarla yürümeye başladı. Galata köprüsüne gelmeden, babasıyla hep burada birlikte vakit geçirdikleri ve babasının balık tutan arkadaşlarını göreceği aklının ucundan geçmiyordu. Galata köprüsüne geldi ve düşünmeye başladı. Geçmişine gelmişti. Köprüde her zamanki yerine kurulmuş olan Şahin amca ayaklandı ve:

-Yusufuum, evlat sen, sen mi geldin?

Yusuf donuk bir şekilde bakıyor, hiç cevap vermiyordu.
-Gel evlat, otur şöyle. Oğlum nerelerdesin sen, çok özlettin kendini.

Yusuf kekeleyerek:
-Ben, ben…
-Evlat, iyi ki geldin. Çok aradım seni, malum olaydan sonra sana vermem gereken bir emanet var.

Şahin amca her gün köprünün başında her zamanki yerine kurulup balık tutsa da, az aşağıda kendisinin balık dükkânı vardır. Çırağı çağırıp emaneti getirtmesini söyler dükkândan. Ve emanet gelir. Şahin amcada bir kutu vardır. Kutuyu Yusuf’a uzatır. Yusuf şaşkın, afallamış bir biçimde kutuyu alır ve hiçbir şey demeden arkasına döner ve gider.

Yağmur durdu. Yusuf da Fındıklı’ya kadar yürümüştü. Bir duvara yaslanıp kutuyu açmaya karar verdi. Acaba ne vardı içinde, ne ile alakalıydı, babası mı bırakmıştı, tüm bu sorular kafasını kurcalarken içi içini yiyordu. Ve kutunun kapağını açtı.

                                                                        ---

-Yusuf, hadi uyan artık. İşe geç kalacaksın. (Karısı Aylin 5 sene önce evlendiler.)

-Hadi baba, beni okula bırakacaksın daha. Uyan artık. (Kızı Sevgi 4 yaşında, kreşe başlıyor bugün.)

Yusuf yatakta ağır ağır hareketlerle uyanmaya çalışıyordu. O sırada Sevgi babasının kucağına atladı ve Yusuf iyice ayıldı. Kendine gelip duşa girdikten sonra karısının hazırladığı kahvaltıyı hep birlikte yaptılar. Kahvaltıdan sonra üstünü giymeye gitti Yusuf.

-Aylin, mavi çizgili gömleğim nerede?
-Kirli sepetinde, dolaptan başka bir gömlek çıkartırım bekle biraz.

Hazırlandı Yusuf ve kızıyla birlikte çıktılar.
                                                                
                                                                        ---

Yere yığılı verdi Yusuf. Elinde yazılmış uzun bir mektup, ağlamaya başladı. O sırada önünde bir gölge belirdi. Yusuf kafasını kaldırdı ve sevdiği kadını gördü:

-Babam ölmemiş Sevgi."

                                                                       ---


Şarkıyı değiştirdi Yusuf. Black’ten sonra sırada Man Of The Hour vardı.

Yorumlar

Elalem Bunu Sevmiş

Hoşaf

Ölmek

Hepimiz Bir Beniz