Kayıtlar

Aralık, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir Sabah

Soğuk bir İstanbul sabahıydı. Sokağa çıktığında derme çatma evlerde yakılan kömürün kokusunu içine çekiyor, çok uzaklardan gelen vapurların, transit gemilerin yerli yersiz çaldıkları kornaların sesini işitiyor, karınca yuvasından dağılır gibi apartman kapılarından bir bir çıkan insanların arasına karışmamak için direneceği bir gün olacağını yine hissediyordu. Arkasından yürüyen üç beş yaşlarındaki çocuğunun elini biraz belini bükerek tutmayı başarmış; esmer, yabancı bir lisan konuşan, orta yaşlı, gözlerinin altı hafifçe kararmış, saçları erkeksi kısalığa yakın uzunlukta, ancak iyi giyinimli ve kendine oldukça güvenerek adımlarını atan bir kadın olduğunu fark etti. Arkasından herhangi bir kimsenin yürümesinden rahatsız olduğu için adımlarını yavaşlatarak kadın ve ufak çocuğun onun önüne geçmesini sağladı. Ufak çocuk annesine sürekli sorular soruyor, annesi de sabırla cevap vermeye çalışıyordu. Genç adam konuştuklarını anlamak istiyordu. Aslında her sabah indiği bu bayırda karşılaştı...

Deli

"Fakat beklemek lazım... Uzun zaman!" - İçimizdeki Şeytan Bitenle başladım. Özür dilerim sahtece. Sahte ve huzursuz olmadığım tek anı elimden aldın. Artık ya sahteyim ya da sahte olmamama rağmen huzursuzum. Nefret ediyorum. Yorgunum. Pilim bitmek üzere. Ama sen yine de bu saçmalıkların hepsinin üstünü ört. Ve sahte ol. Kurtuluşun yok. Pislik düzenin -mutlu olma maskesini üstüne giymek için- kölesisin. Bir hiçsin. Yazık. "Kabul"de olduğu gibi farkında olduğum için ben de nefret ediyorum. Susuyorum ama kusuyorum. Elimde değil. Zorundayım. Az da olsa bir inancım varsa yaşamak için kusmam gerek. Bu da sana Allah'ım. Neden, bilmeme izin ver ya da en azından yapabilme cesaretini ver. Gücüm yok, kurtuluşum sensin, biliyorum. Ama yaşamama izin veren de, bununla mücadele etme gücünü veren de sensin, tek isteğim o gücü sağlayan. Hikayem başlamadan bitmek üzere. Affet. Başka bir zaman, o da gelecek. Teşekkür ederim huzursuzca.

Kabul

Bir yazıya nasıl başlanır diye düşünüyordum şu sıralar. Herhalde en kısa ve basit çözüm bir yazıya nasıl başlayacağımı düşündüğümü yazarak başlamak olacak. Kimseyi kandırmaya çalıştığım yok; iyi bir yazar-çizer değilim. Ama sıkıntılarım var. Tabi bu bir yazı yazmak istememin ana nedeni değil. Aslına bakarsanız bir yazı yazmak isteme nedenimi ben de bilmiyorum. Düşüncelerimin duyulmasını ya da yazdıklarımın beğenilmesini istiyor olabilirim. Genelde nedenimiz budur çünkü. Ne kadar samimi bulursunuz bilmem ama benim nedenim ikisi de değil. Tekrar ediyorum: nedenimi bilmiyorum.  Evet yazıya başladığıma göre size yalan söylediğimi itiraf edebilirim. Bir yazıya nasıl başlanacağı hakkında düşünmüyordum. Yaklaşık beş dakika önce düşüncelerimi yazabilmek için yeni kalemi elime alınca bu konularda ne kadar beceriksiz olduğumu hissettim ve düşündüklerim birden uçuverdi. Halbuki uyandığımdan beri kendimle savaşıyordum. Sonra bir anda o yoğunluğu kaybettim. İşte üzerine düşündüğüm asıl mesel...