Bir Sabah
Soğuk bir İstanbul sabahıydı. Sokağa çıktığında derme çatma evlerde yakılan kömürün kokusunu içine çekiyor, çok uzaklardan gelen vapurların, transit gemilerin yerli yersiz çaldıkları kornaların sesini işitiyor, karınca yuvasından dağılır gibi apartman kapılarından bir bir çıkan insanların arasına karışmamak için direneceği bir gün olacağını yine hissediyordu. Arkasından yürüyen üç beş yaşlarındaki çocuğunun elini biraz belini bükerek tutmayı başarmış; esmer, yabancı bir lisan konuşan, orta yaşlı, gözlerinin altı hafifçe kararmış, saçları erkeksi kısalığa yakın uzunlukta, ancak iyi giyinimli ve kendine oldukça güvenerek adımlarını atan bir kadın olduğunu fark etti. Arkasından herhangi bir kimsenin yürümesinden rahatsız olduğu için adımlarını yavaşlatarak kadın ve ufak çocuğun onun önüne geçmesini sağladı. Ufak çocuk annesine sürekli sorular soruyor, annesi de sabırla cevap vermeye çalışıyordu. Genç adam konuştuklarını anlamak istiyordu. Aslında her sabah indiği bu bayırda karşılaştı...