Kapıdaki Kurt
Yemyeşil, puslu bir vadinin ortasında, gri tüyleri, soğuk mavi gözleriyle, sisin içinde dumanları yara yara hedefine doğru yürüyen bir kurt. Bir gece yarısı... Ağzını açıp, sapsarı dişlerini bulutları parça parça aydınlatan aya doğru istemsizce uzatıyor. Ardından, hiç vakit kaybetmeksizin yoluna devam ediyor. Yolun sonunda, etrafı koca surlarla çevrilmiş daracık bir baraka onu karşılıyor. Öyle ki kurt, barakayı bir keresinde, surların kurulduğu dağın yamacındaki bir tepeden uzun uzun izlemişti. Körpe bir köpek, barakanın önünde uzanmış yatıyordu. Barakanın içinden kirli kumral saçları, kırış kırış yüzü ve koca elmacık kemiklerinin üzerinde bir nokta gibi görünen gözleriyle yaşlı bir kadın çıkmıştı. Ağır adımlarla samanlık bir alana doğru yönelmiş, körpe köpek de sanki sahibiyle birlikte çökmüş gibi sürüne sürüne onu takip etmişti. Kadın, boynuna altından bir demir bağlı ineği, samanlık alanın arkasından koca halatıyla sürükledi. İneği bir köşeye çekti, ve öte taraftaki çürümüş tabure...